Monheim belediye meclisi, Rheinische Post gazetesinde çıkan habere göre, Monheim'de esrar yetiştirilip tüketileceği bir "kulüp" açmak isteyen Kölnlü birinin başvurusunu görüşmek zorundaydı. Meclis, hiç şaşırmayarak, başvuruyu reddetti.
Özellikle "hafif" uyuşturucuların serbest bırakılmasına şahsen karşı ya da taraftar olup olmadığı sorusu, ceza davalarında da savunma yapan bir müdafi olarak sürekli sorulur. Açıkçası bugüne kadar kesin bir fikrim yok. Zor bir mesele:
Ceza hukuku, ilke olarak toplumsal birlikte yaşamanın asgari çerçevesini oluşturur. Bu yüzden ceza normları tarafından korunan değerler ve mallar genellikle başka kişilere yöneliktir. Çalan, vuran, dolandıran veya vergi kaçıran, ya başka kişilere ya da en azından kamu düzenine zarar verir. Uyuşturucu kullanıcılarının suçlu sayılmasında bu farklıdır. Uyuşturucu kullanan, ilk olarak kendisinden başka kimseye zarar vermez. Hukukçular buna "kendi sorumluluğunda kendini tehlikeye atma" diyor. Bu, ilke olarak serbesttir. Tehlikeler yalnızca kendinde gerçekleştiği sürece kendinizi tehlikeye atmak yasak değildir.
Bu yüzden uyuşturucu ceza hukukunun yasal koruma amacı da başkadır: "halk sağlığı". Ama "halk" için sağlıklı kalmak yurttaşlık görevim midir? Öyleyse başarısız intihar girişimi neden cezalandırılmaz? Cezai yaptırımın meşru amacı olarak "halk sağlığı"na başvuru beni kişisel olarak asla ikna etmedi. "Halk sağlığı" muhakkak ki dengesiz beslenmenin, alkol kötüye kullanımının ve diğer sağlıksız yaşam tarzlarının sonuçlarından kayda değer ölçüde acı çekiyor; bira, sigara ya da Big Mac için "torbacıya" gitmek zorunda kalmadan. Alman ceza hukuku neden eroinini tedarik eden bağımlıyı, üç şişe rakı alıp kendini öldüresiye içen alkolikten farklı muamele ediyor?
Bana göre uyuşturucu ceza hukuku, nihayetinde yalnızca kültür tarihinin ürünüdür. Çok sayıda farklı toplum kendine bir ya da sınırlı sayıda uyuşturucuyla baş etmenin yolunu bulmuştur; bunun karşılığında diğerlerini kınamıştır. Batı'nın alkolle bir kültür tarihi vardır; Güney Amerika'nın koka yaprağıyla; Güney Pasifik'te binlerce yıldır betel cevizi çiğnenir. Küreselleşme ile birlikte ilgili uyuşturucular toplumsal ve bölgesel sınırları aştı ve yüzyıllardır bu uyuşturucularla nasıl başa çıkılacağını öğrenmemiş toplumlara ulaştı.
İşleyen bir toplum sistemini aşabilecek etkilerden kendini korumak meşru bir toplumsal çıkardır. Ama bireyin "geleneksel" uyuşturucular dışında sarhoş olma özgürlüğünün kısıtlanmasının bugün de bu meşru çıkar tarafından kapsandığını, aslında, yasaklamak isteyenin ispat etmesi gerekir.